21.08.2015

Bleuler, Kraepelin, gevşeme, çözülme

Bleuler 1898'de Burghölzli'nin başına geldiğinde, kelime ilişkileri testini Franz Riklin ile Jung uyguluyordu. "Bu testi hastalara da sağlıklı kişilere de uygulayın," dedi. Hastalarla (aslında herkesle) kendi inceleme / anlama yöntemlerini kullanarak uzun vakit geçirdiği gibi, psikolojik test uygulanışını da izledi. Kraepelin'in aksine, hasta - sağlıklı ikiliğinden, keskin ayrımlardan uzak olan, gözlediğini normal - anormal arasında bir yere yerleştirerek anlamlandırmaya çalışan bir hekimdi. Mutlak sağlık ve hastalık ayrımından uzak duruşunun etik değil yöntemsel bir nedeni vardır: Kraepelin ne kadar tümdengelimci, tümel  peşinde koşan, inançlı bir bilimci ise, Bleuler de o kadar tümevarımcı, tümeli sadece hedeflemekle yetinen, şüpheci, işiyle (sanatıyla) bilgi toplayan bir bilimciydi. Asıl işi bilim değil sanat (meslek, zanaat: hekimlik) olan bir bilimci. Dalı: Psikopatoloji. Kraepelin "tanı kartlarının hepsini doldurmaya benim vaktim yetmez," diyesiymiş; yedi yüzden fazla (ve eksik verisi olan) kartları içine düşerek uzun uzun incelediği halde. Git önce eksik veriyi bir tamamla, diyorum okurken; ya da ağabeyinle botaniğe devam et, olmadı, Wundt'la, salt deneysel psikolojiyle.. Tam bilemeyiz tabii.
Bleuler'in psikanalitik yöntemi benimseyişinde, Jung'unkinden farklı bir amacı daha vardı, anladığım kadarıyla. Bilinçdışı kavramının işe yaradığına aklı yatıyordu yatmasına; İsviçreli Freud okurları derneğini kurup başkanlığını yürütecek kadar üstelik; ne var ki, kelime testinin ona ilginç gelmesinin tek nedeni psikanalitik yönteme ilgi duyması ve değer vermesi değildi; bu testin bilinç alanındaki ruhsal işleyişi kavramada da ek bir olanak sunabileceğini düşünüyordu. Yani kurulan ilişkilerden, "serbest çağrışımlardan" yola çıkarak kendi psikopatoloji kuramına malzeme topluyordu. Muhtemelen, öznelliği yok saymaksızın denetleme disiplinine uygun, ayrıntlı / ayrıntıcı, kısacası kendi ölçütlerine göre tatminkâr bir hasta görüşmesi olanağını ancak psikanalitik görüşmelerde buluyordu da ondan. Nitekim Bleuler asosiyasyona çağrışımdan ziyade bağlantı, bağ anlamını yüklemiştir: Afekt ya da düşünce yüklü komplekslerin birbirleriyle, iradeyle ve davranışla bağları. Kelime seçiminde değişiklikler olmuş: Spaltung (splitting) ile disosiyasyonun nüanslarını açıklamaya başlayıncaya kadar bu ikisini birbirlerinin yerine kullandığı olmuş meselâ. Veya, afekt yüklü düşünce, afekt ya da düşünce yüklü kompleks gibi yakın--ve başta müphem olan-- ifadeleri tam açıklamaksızın kullanmış. Ne var ki, bunu titizliğinde eksikliğe yormak haksızlık olur. Unutmamalıyız ki, yoğun ve uzun gözlemle topladığı zengin klinik malzemeyi kullanarak sağlam bir psikopatoloji kuramı geliştiriyordu.
Bugün çağrışımlarda gevşemeden anlaşılan düşünce akışı bozuklukları, Bleuler için pek önemli değildi. Bu yanlış bilgi gitgide yaygınlaşmış. Lockerung (gevşeme, çözülme) ile işaret ettiği, davranışın asıl belirleyicisi olan bağlantıların (asosiyasyonlar), afekt, düşünce ve iradenin birbirleriyle ve / veya davranışla bağlantılarının sekteye uğraması (gevşeme, lockerung) veya kopması (disosiyasyon, spaltung, splitting, çözülme). Bunun davranıştaki yansıması da, ambitandans. Daha uzun vadede ise, davranışa bakılırsa, farklı birine dönüşmüş gibi olmak: "Başka biri gibi" !
Bleuler'de "loosening of associations" var, ama bu, çözülmeye işaret eden, psikopatolojik bir kavram; çağrışımlarda gevşeme gibi bir belirti değil. Bleuler'de "loose associations" yok; o, bir çeviri hatasının ürünü. Almancadan İngilizceye çevrilirken, kitabın "Train of thoughts; splitting" alt başlığı "Train of thought-splitting" gibi çevrilmiş, biraz ondan. Biraz da, ABD'de Kraepelin'e öykünen (ve meselâ Guze gibi becerisi sınırlı gücü yüksek olan) psikiyatristlerin şizofreni biyolojiktir beyanatını düzeltmeye çalışan, hasta görüşmesi yapmayı bilen, meselâ negatif belirtileri görebilen ve Bleuler'i tekrar öne çıkarmaya çalışan psikiyatristlerin, ilginçtir, Bleuler'i daha çok okuduğu belli olanların bazı hatalı anlamaları. Nancy Andreasen ve William Carpenter gibi. Yazmışlar da bunu: Schneider'in o kadar önemi yok, aslolan psikoz değildir... diye. Ama işte, onlar da "loosening of associations"ı hep bir  formel düşünce bozukluğu gibi tanıttılar. Suyun o tarafında beni bi siz anlamışsınız, siz de biraz yanlışlı anlamışsımız, der miydi Bleuler? Derdi--diye atladım vargıya.
Son alt başlık: Bleuler'in şizofrenisi, bu kadar kopuşla, çözülmeyle, aslında tabii ki bugünkü disosiyatif bozukluklardan tamanen ayrı değil. Ruhsal bağlantıların çözülmesi, diyor; başka biri gibi olmak, diyor; travma ve genel olarak yaşantı önemlidir, diyor.... Daha ne? Ankara Tıp'ta disosiyatif sendrom tanısını, beğenmeksizin, mecburen yazardık. Uyduruk değil ki o; Bleuler tarzı. O zamanki hocalarımızı--mesela Gülören Ünlüoğlu'nu--hatırlayınca, aklıma iyice yatıyor bu açıklama. (O zamaki cehalet, delikanlılıktan, bilgiçkanlılıktan işte.)
Şimdiki Jim van Os ve Robin Murray anlayışındaki izi, hem çevresel etmene ayırdığı geniş alan, hem hastalık - sağlık sürekliliği, hem de homojen bir şz kategorisinin geçersiz olduğu iddiası. Ne var ki, onların da bizim de bakış açılarımız Bleuler'e yakın olsa da, veri toplarken--en azından, kendi kendimizi finanse ederek topladığımız, "kurumsal" veriyi toplarken--Kraepelin gibi çalışıyoruz. Hekim şefkatinden ve bilgeliğinden, hatta dümdüz meraktan dahi uzak bir telaşla ve hırsla. İşte bunu sevmiyorum; ya da onun da bir değeri vardır da ben anlayamadım henüz.