18.04.2016

Aslı Akarsakarya'nın yeni romanı "İçeride Kalanlar"a ilişkin notlar

1. İçeride kalmış olmayı ilkin bir zaaf olarak okuyor insan. Ne var ki, bu, yazarın tanıtırken sevdirdiği, özdeşim kurma olanağını hazır sunduğu bir zaaf. Hor göremezsin; gerekçesi apaçık, bedelinin ağır olduğu belli.  Bedeli, yabancılık, iki suretlilik, çifte olmak, mecburen çift olmak... Başka birçok çıkmaz.. İçeride kalmaya, insan olmaya... dahil olmaya mahkumiyet.
2. Trajediyi tutkuyla, büyüyle, neşeyle, ballandıra ballandıra anlatıyor. Yer yer stoik bir aldırmazlıkla. Sportmence, diyesim geldi. Atletik bir dilbazlığı var. Hem diri hem zarif. İnsanı böyle çok konuşmaya teşvik ediyor.
3. Cinsiyet (gender) meselelerinin ve cinselliğin temel öğelerden olduğu bir anlatıda, bir kadın yazarın erkek karakterleri böylesine gerçek kılabilmesi kolay değil. Yazar, başarmış. Bu kanıda cinsiyetçilik görüyorsanız itiraz edemem. Ama, işte, şöyle: Adamlar hem  sıradan, sıradanlıkla tanımlanan kişiler, hem de her biri ilginç ve hakiki. Kadınlar ise aynı ölçüde kanlanıp canlanmak için büyü desteğine ihtiyaç duyuyor: Herhangi bir kişide seyrek rastlanacak düzeyde bir bilgelik meselâ; sıradışılık; aşikâr birer trajedi... İki kişi hariç; biri erkek diğeri kadın olan iki kişi.
4. En has öz Türkçe'yi arar değilim, ısrarla kullanır da değilim. Ne var ki, bugün yirmili otuzlu yaşlarında olan birçok kişinin eski kelimelere duyduğu yakınlığı yadırgıyorum. Çocukken öğrendikleri, kullanageldikleri  kelimeleri bile bırakıp eski karşılıklarını benimsemeleri neden? Bize öz Türkçe'yi sevmek  öğretilmişti; kurala, hal ve gidişim iyi olmalı diye uyanımız çoktu. Bir de, en has en öz Türkçesini bulmayı bilmeyi beceri ve zenginlik sayar olmuştuk. Bu dile sıkı sıkıya bağlılık, politik, linguistik ... bilinçli bir seçimden ziyade, bildiğimizi, zenginlik saydığımızı duyurma hevesimizi yansıtıyordu. Şimdiki gençlerin eskiyi öğrenip kullanmalarında hal ve gidiş kaygısı pek yok da, dilini gösterme hazzı var sanki. 

Daha da yazarım belki; iyi bir şey okuyunca hemen heveslendim. Okumaya da yazmaya da. 

2 yorum:

  1. Ben bu kitabi cok zevk alarak okudum. Farkli tarziyla surekli heyecani diri tutmayi nasil da basarmis! Her kiside onun ruhuna inip onu seslendirmeyi dusunmek harika empati dolu yaklasim. Cok akilli. Ustelik surekli elestirildigi dili konusunuda anlamiyorum. Hicbirkelimede bir zorluk cekmedim. Bunlar Turkce'de zaten var olan kelimeler. Ozellikle arayipta kullandigini dusunmedim okurkenm yadirgamadim zira. Genclik mi acaba az kelimeyle konusuyor artik Turkce'yi? Her kitap herkese hitap edecek diye bir kural yok. Ben tebrik ediyorum. Ve yoruma aldiginiz icin de ayrica tesekkurler.

    YanıtlaSil
  2. ben kritik yazsam, gözlemin keskinliğindeki cevhere, birinci sırayı verirdim. yazarın asıl önemsediği sınav bence o. yüksek puan aldığını düşünürüm. "muhakemenin her türlü vak'a için celbini isteyebileceği bir görgü tanığı" derdim kısaca, uzun uzun aslı akarsakarya demek yerine. bir dedektif dikkatinden mahsul detay bereketi, tutanaklara geçmesi için duyulmuş, duyurulmuş duygular... anlatmıyor, karakterlerin içine konuşlanıp, bakışlarının arkasına göz yerleştiriyor. dikkatimden kaçmamışsa eğer, o karın, o gün bir kere daha yağmadığı, (kısmetsizlik) gözlemleri üstüne inşa etmemiz için iletilmiş biricik haber. bir nevi meteoroloji bülteni. metafor sözü yolundan çevirmiyor ama birlikte yürüdükleri oluyor. ve galiba ben yazsaydım daha uzun tutardı. kelime tercihleri meselesinde ise (hani zamane gençlerine atfedilmiş ve sevimsiz bulunmuş bir tutum olarak demek istiyorum) atbaşoğlu'ndan farklı düşündüğüm aşikar. buna rağmen üslup, takibi yorucu denecek kadar yoğun ve kıvamlı.

    YanıtlaSil