17.05.2015

Dublin, Ankara, Ankara

Eve varmaktan ümidi keselim. Yanlış yerden saptık; üstelik yol gitgide alışverişli, ışıklı, tekdüze semiz temiz beyaz balina yemeğine tahsisli yol gibi oldu, kısmette balık varmış, kuzey balığı. Burayı ölmüş bir adam kurmuşmuş, oğulları sürdürmüş, adam herkesi tanıyan, herkesçe tanınan, sins 1900 başları diyor gerinerek servis kâğıtlarında, harfleri aralıklı yazmış. Aidiyet anayla olmuyor, her babayla da olmuyor. Isınma pahalı bu dünyada, otoriteyle anlaşma yapma pahasında; sokak öyle mi, atlarsın, sürünerek dolanırsın, sokak ne verirse yetinirsin, sıfırın altına inersin, kırkın üstüne çıkarsın, felçli gibisin, yok düpedüz felç olmuşsun, ama gözlerin fıldır, içine değil dışına, ne güzel .. 
     O'Connell Street burası. James Joyce Merkezi'ne yakın, resmi merkez. Evi değil; çünkü James evsiz. Ev ılığı aramak için kendini evden dışarı atan biri. Ya da ev taşıyıp duran, karısnı çocuklarını da sürükleyip.
     Evlikler yapmış kendine bir de; her evde kendi atölyesi var, sınırları belli; evlik, o. Tam istediği kadar pis, düzenli, neyse; olur ya öyle.. Karısıyla iki çocuğunu peşinden mi sürüklediği, karısıyla iki çocuğunun peşinden mi sürüklendiği evlerde evlikler yapmış. Örneğini koymuşlar. Yukarı katta. İyi ısıtmıyorlar yukarıyı; tasarruf mu?
    
Vedalaşamıyoruz şimdi. Her gün, vedalaşamamakla başlayıp vedalaşamamakla bitiyor.
     Akşam, diyorum, meselâ, sevdiğime, kaçta geliyorsun? Kasvet bu; hasretten ayrı.
     Durduk yerde hasretliği biliyorum. Ümidi az.  İşte o, kötü. Birlikte kaçma hayalinden medet umar insan; kalırsa ayrı düşecek gibidir.

Neyse, hadi görü...