12.10.2014

The Earthian Brain--A History (X) Job & Ezra

Mintiks, Cerensu, Berkecan Eskisu’ya bakıyorlardı.
     Berkecan sollarında kalan kıyılara doğru parmağını salladı:
     - Bak işte şuradan çok mesel çıkıyor, dedi.
     Mintiks meraklandı:
     - Söyle bakalım bir tane?
     - Bilmem ben. Hatırlamam. Cerensu ezberler.
     Konuşmadı kadın.
     - Peki kalıyorlar mı, geçiyorlar mı?
     Konuştu kadın:
     - Kalıyorlar; dört bin yıl aşağıdan çıkmış olanları var, hâlâ geçiyorlar.
     Berkecan perende attı, ikisinin ayak ucuna yayılıp kafasını kaldırdı.
     - Bana bakın.
     Evet?
     - Bana bak... bana kalırsa, onlar destan parçası. Zaten Kitapların büyük kısmı tarih kitabı. Bize bu toprak hakkında öğrettikleri gibi, resmi tarih. Kutsallıktan güç alan idari metinler. Çocuk okullarında idari olanla tarihi olanı ayrı derslerde anlatırlardı, ama aslında mekan zaman her şey birbirine karışmış durumdaydı. Büyük Eskisu İmparatorluğu’nun Cumhuriyet olduğu katmanların, Cumhuriyet kaldığını vehmettiği katmanların yurttaşlık bilgisi, onun altının üstünün tarihi... İman saatlerinde, bu sefer de idari işlevli çarpık tarih kitaplara gömülü emirler. Destanlar hep. Şiirli olanlarını sonradan kendimiz keşfedip okuduk. O güzel yerleri atlamışlar hep.
     Cerensu sıkıldı:
     - Çok konuştun Berkecan; susmazsan Mintiks’le yatarım bu gece.
     - Yaat, dedi Berkecan ağzıyla; Mintiks kaçmıyor mu ki senden artık? dedi ağzıyla ve Mintiks’e diktiği gözüyle.
     İkisi birden gözlerini Mintiks’in yüzlerine diktiler:
     - Sıkıntı yok.
     Mintiks jargon kapmada birinciydi. Her katmanın, her katmanın alt kültürünün lisanını konuşuveriyordu. Bazen hiç inanmadan, ama sanki o katmanda üretilip gelişmiş gibi... “Yalancı,” diyordu ona Bela; “kendi yalanına bunca inanıp böyle ballandıran görmedim.” “Babilli balı var bende,” diyordu Mintiks; “yalancı, ayrılıkçı, dedikoducu ve aklaksızım.” “Hassiktir, sen kim... ahlaksız kim!“ diye gülümsüyordu Bela.
     Mintiks Bela’yı hatırlayınca Berkecanlaştı, iki oyuncu köpek oldular.
     Şenlikçilik etmek için, “Elma Destanımızı anlatayım size,” dedi. “Bir Elmacı varmış...
     Cerensu surat astı: Bu mu senin soytarı köpekliğin?
     Berkecan bile oyuncu havlamayı kesti.
     - Biz biliyoruz be abi onları.
     Mintiks kendi dediğine güveniyordu. Gene.
     - Yok, bu karşı kıyının elması değil, sizden bir Küçükkara bir Büyüksu, bir Büyükkara ötede; zikirci değil, yazıcı değil, e’ci.
     Afalladılar. Berkecan sordu:
     - Bir adı var mı bunun?
     Cerensu zıpladı:
     - Devşirme lisanı!
     Berkecan anlamayınca, elini tutup çekti, zıplattı:
     - Lisan devşirme, diyorum: “Bir adı var mı?” değil, “adı neymiş?”
     Tamam, B anladı, M anladı, B sordu “Adem mi, sonraki biri mi?” M cevabı verdi:
     - Jobs.
     Gene, üstelik bu sefer ikisi birden zıplayıp yanıldılar:
     -Jobs değil, Job, Eyüp. Bilgelik Kitaplarının ilki.
     Zıplayıp yanıldılar, hop suya düştüler.
     Mintiks bütün burunlarıyla derin nefesler aldı, söyledi. Dedi ki:
     - Bu başka. Ahir katman yazıcısı denen bu. O katmanda artık iktidar O’nun yazılacak olanı bildirdiği kişide değildi, ve artık iktidar, özgün yazı üretende değildi, ve artık iktidar, yazılanın yazılacağın hızını belirleyendeydi. Sözün içeriği peki? diyeceksiniz, söyleneni çarpıtırlar, söyleneni söylemezler, yalan uydururlar... Komşusunu öldüren, onun karısıyla sevişen, gözünü kırpmadan yalan da söyler, diyeceksiniz. Sözün bozulmaması için yazılıp saklanmasından başka çare var mı? diyeceksiniz, biliyorum.
     Ama, söz uçarsa, yazı yanar. Bilgelik kitapları, tarihler, emirler, daha da önceki anlaşmalar, doğru veya yanlış, günlük tutanın tarihi veya resmi tarih, bunlar nasıl kaldı? Papirüse taşa işlenerek değil zikirle kaldı. Söz uçar, yazı yanar. Yazı yanar, zikir tutar.
     - Ha, dediler ikisi birden. O katman bizim katmana denk geliyor. Babalarımız zikretti, ezberledik: e icat edilmiş, keşfedilmiş, tezahür etmiş, senin deyişinle tecelli etmiş, neyse; işte bunu da en güzel Jobs duyurmuş, bulabildiği en yüksek tepeye çıkmış, Elma demiş Elma demişler, birlikte vecde gelmişler.
     Mintiks bir kere daha hayrete düştü. Bunlar, 2.JM’de bütün bunları...
     - Ezra gibi, dediler.
     - Ezra gibi, dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder