30.08.2014

The Earthian Brain--A History (IX)

"Kâinatta otoprodüksiyon numuneleri vardır muhakkak," diye fırlattı Mintiks. "Burada yoksa ne olmuş. Başka dönerçekerlerin, duranateşlerin her bir numunesini inceledin mi? Helyos görmüş adamsın..."          
     Bela bu topa girmekten kendini alamadı. Tecrübeli, şık bir vole:
     "Adamsın?"    
     Gol.                            
     "Lafın gelişi yan.. Abi bi'siktir git ya! Helyos görmüş numunesin; bütün duranateşlerin bir olduğunu mu sanıyorsun? Valla inanamıyorum."
     "İnanamıyorum derken?"
      "2.JM vulgerağzı da bir efor işte, yapıştı dilime. Dalga geçme de bi' dinle Topraaşkına.
     "Bütün duranateşler Helyos mu? Onların ta kendileri otoprodüksiyon; elbet bazılarının kendini üretmiş üyeleri olacak."
     "Olabilir, olmayabilir," diye mırıldandı Bela. "Hem duranateşler orijinal otoprodüksiyon değil; git oku."
     Ciddiyet. Geviş.
     Az. Mintiks sıçradı:        
     "Bak işte, olmayabilir, ama ola dabilir."
     Geviş.
     Mintiks zıpladı:
     "Aloo ! Bak işte olab..."
     "Kötü ağız iyice diline yapışmış kardeşim. 'Alo malo'... 2JM'yi buldun sevip alacak."
     Mintiks yutkundu. Kendine kızdı. Bela kaptırdı.
     "Kozmosta kendini üreten numune yok, canım. Kendini tek aciz toprağını tek ürün sanıp başka cisimlere hayranlık besleme. Onlar da Öteki'ye ait. Kendini biricik ve kıymetli aciz sayıyorsun ya... Neden, çünkü için için kendini hor görüyorsun da ondan. Çoğu Topraklı gibi. Aczinle, toprağı yaban görerek, kendi topraksızlığınla, yabanlığınla... ayrıcalık peşindesin.
     "Üstünde göz hissetmeyen topraklı bu kadar isyankar, bu kadar talepkar olur mu?
     "Kendini hor gören topraklı, kardeşine içtenlikle değer veremez. Benim kıymetlim olduğuna dahi aklın yatmıyor, bak. Mal gibi. Kendi değerini içine sindiremeyen, başkasına ancak saygı gösterir, nezaket falan...
     "Sen git bakalım sen burunlarının çoğunluğunun dikine. Eşsiz aciz !"
     Bela'nın sesi derinden geliyordu. Bu uzun, verimsiz gibi, boş gibi, ama hisleri ve evetleri tutturan işaretler...
     Hatırladı. Bunlar meşhur bir Eskisu koyunda uydurulmuş meşhur melodram resitallerindeki işaretlere benziyorlardı. İlk esnemeyi atlatıp içine girersen eğlenirsin, kâh gülerek kâh ağlayarak. Esnemesini yaptı, kulak verdi.
     "Her can aciz; her cana bir nefes lazım, bir kaynak. Asal dahi olsa.
     "Kimse üremez kargaşadan, kimse belirmez dipsiz kuyudan.
     "Bana helyum tepkimelerimi bahşeden dahi Öteki; biliyorum.
     "Kaosu toparlayıp kozmos kılan, kozmosu anlamlı kılan, kozmostaki mana potansiyelini sınırlandıran,  sıradan kozmiklere insaf eden, iyicil Öteki, kozmos üyesi olamaz--ya da parçası ya da numunesi, neyse.
     "Kazı mazı da yapılmaz, yasaktır: Ya işin olacak katabasis seferleri, ya da inmek için Öteki'yin izin ve emrini bekleyeceksin.
     "Külcüler olsun, kefen-tabutçular olsun, hep öyle yaptılar. Hak7kın ve görevin olan iniş, mutlak ve mutlak izinle ve emirle olur."        
     Peki pagan külcüler? Aha! Eski külcülerden güzel bir pas. Aban Mintiks, nizami, kozmik, isabetli bir şut:
     "Öteki vargısı buna dayalıysa, Eski Külcüler ile Eski Gömenler katmanında akıl mı kıttı peki?
     Gol.
     "Olsun, mühim olan sıra beklemeyi bilmek. Aralarında senin gibi  kâşif kazıcı falan yoktu.
     "Sen bana Öteki'leri var mıydı, onu söyle. Ondan gelecek emri izni bekliyor değillerdi çünkü."    
     Valla gol.
     "Sen şimdi... bi' dak'ka.." diye alan arandı Bela.
     Ofsayt yok. Gayet iyi insayt var.
     "Dakika derken?" diye güldü gürledi Mintiks.
     Valla gol.
     1-1

19.08.2014

The Earthian Brain--A History (VIII)

Mintiks ile Berkecan karşılıklı söylüyorlardı. Eforlu anlaşma mümkün olmuş, hatta savrulan işaretlerin de   yardımıyla nerdeyse ısınmıştı. Daha çok söyleyen, Mintiks'ti; Berkecan dönüşümü geniş söylemesini rica etmişti.
     Konunun Mektuba geleceği belliydi; Mintiks sözünü işaretini azaltıp seyreltip, süzülmeliydi. Ne var ki bizimki hem geveze hem boşboğazdır.
     - Mektup'tan sonra dönüşüm hızlandı; bakma sen İman Milenyası'nın birden çok olduğuna, onlar aslında çok incedir.
     Berkecan'ın gözleri daldı, Mintiks' i delip geçti; bir de boynunu oynatarak  kafasını kendi düzleminde yana eğdi. Bu stratejisiz-ama-istemsiz-olmayan hareketin söyleme verimi o kadar yüksekti ki, bazı numunelerin bünyesinde davranış yerine geçtiği dahi oluyordu.
     Dikkatinizi çekerim, sıfatı dört öbek olan bir hareketin davranış adayı olduğu bir katmanı anlatıyorum size.
     Stratejisiz-ama-istemsiz-olmayan hareketlerin dezavantajı, tekrar ile denetim zorundalığı üretmeleridir.Berkecan da işte, yeni kafa konumunun düzleminin açı farkı olup olmadığını kontrol ederken sallayarak, Mintiks' le aralarındaki söyleme karşılıklılığı düştü.
     Mintiks eforlu anlaşmayı korumak için virgülüne bir virgül daha ekledi, bir de soru işareti çıkardı. Berkecan ise, kendini zorlayarak alçak gönüllü bir mektup sesi, bir de eşdeğer soru işareti sundu muhatabına.
     Mintiks ne kadar inmiş olmuş olduğunu fark etmemiş olduğunu fark edince kanı dondu! Mektup kelamı Mektubun derininde yasak mıydı, kaçınılası mıydı, yüksüz müydü, yoksa hatta belki de ödül-vaatli miydi, bilmiyordu çünkü. Çoğu gamsız üretgeç topluluğunda bunun doğru dürüst terbiyesi verilmez.
     Mintiks gönülsüzce dedi ki,
     - Yukarda Mektup olacak. Mektup, kayma noktasıdır.
     - Ulak?
     - Yok.
     - Nasıl yani?  
     Berkecan 47 numara naykını 48 numaraya vurdu. Bile isteye. Şaşkınlıktan, tekinsiz beklenti hissinden, tecessüsten. Mintiks kendini tutamadı, Berkecan'ın hareketinin aynısını yaptı. e ile ilgili hiçbir konu hafif değil. Berkecan'ın yüzüne tükürdü, hemen özür bildirdi.
     - Beni zorda bıraktın da ondan.
     - Tamam boşver, gülümsedim. Zaten işlenmiş doku çok bizde; sileriz... Hasta fikrin yok ya?
     - Tövbe ! Sapasağlamım. Zaten salyadan bulaşmaz.
     - Ee?
     - Eksi e.  
     - Amanın! Kalıcı mı?
     - Üstündeki bütün numunelerde kazılı. İşleme giriyor.
     - "-e yukarıyı hekliyor" mu diyorsun şimdi?
     - Bir bakıma. Simgesaklayan kullandırtmadı çünkü. Ama derinin heklenmesiyle bir sanma bunu; o, tezahürünüzün kuşatılıp oynanmasından ibaret.
     - Amanın!
     - Evet, söylemiştin.
     - Ama... Hass... Abou!
     - Evet.
     - Ee? Eksi e'ninki?
       Eh, bu kadarına zulüm denir, dedi Mintiks, kendine. Geri zekâlı dedi. Kendine.
     - Eksi e'nin Mektubu?
     - Eksi e'nin Mektubu, tecelli etti.

14.08.2014

The Earthian Brain (VII)

İnişe nereden başlayacağıma karar vermek için etraflı bir lav çalışması yapmam gerekiyordu. Volkanik toprak işaret doludur, iyi okunursa.
     Biradere ağız eğdim, mecburen. İki dişi iki erkek üretgeç bir kardeşim; hiç hazzetmem. "Çok çirkin oldu," dedi, hiç sormadım, ne bakımdan diye, "sol ağzını kaydır bakıyim," dedim, potik, hemen kaydırdı, o da çirkin bak!
     Tabii hakkını yemeyeyim, kendi aklı çok hızlıdır; kendi kendine ağaç kömür ve e işaretlerini okumayı öğrendi. Sahtelerini bile yapıp zengin oldu ince bir ara, çok eza gördü ama değmiş, zenginliğe dokunmak lazımmış. Zaten yoksulluk çekmedi pek; nemli katmanlara onun kadar sık denk gelen azdır. Zaten bazı asal üretgeçleri var; nem can bulamasa onlara başvuracak.
Pekin kurulukta, kayalıkta nemli canlı alanlara işaret satar. Karbon ve hidrojen karşılığında. Azotunu helyumunu yapıyor.
     Spektrosu çok alanda ışıldadı, dedi ki "biri hariç hepsi bir, nereye ığılıyorsan oradan dal, yalnız Yeniküçük'te bağsız bir parça var, ucadoğru, hem de Eskisu'yun çok uzağında. İşte o parça, hazine: Dakikalarca lav. Yıldız marifetiyle takındığı bir güzelliği var. Asıl büyük yarıklardan birine oturmuş. Eğer aşağıda korkup da Eskisu'ya meyledecek olursan, o fay hattı seniii...", "ağızların kaydı," dedim, "o fay hattı var ya, seni ta!" dedi, "nereye götürsüüün? Hah, tek-bağlı bir Eskisu parçasının 2000'lerine. Parça fena değil, lav falan çok... da, işte 2.JM ne de olsa."

"Burcu neymiş?" dedim, spektro sapını burunlarıma doğru salladı.

The Earthian Brain (VI)

Numunelerin anlaşma kapasitesini karmaşık işaretleşmede sınamak yanıltıcı olabilir. Hele eforlu işaretleşme testlerine, taban etkisinden ötürü hiç güvenilmez.
     Toprak numuneleri, simgesel işaretleşmelerini katmanlar boyunca--en az 3 JM--taşa, ağaca, ya da kendi ürettikleri akıllara kazıdılar. Üretilmiş akılların uzun erimde işleklik, yağ oranı ve gamsızlık üzerinde olumsuz etkileri olsa da, lav çalışmalarına sağladıkları kazıntıların değerini teslim etmemiz gerekir. En ilkel olanları, simgeyle etkileşmeyen türdendi. Bunlar, simgesaklayanlar, en derin uydurmaların çoğu gibi, Eskisu'yun çevresinde boy verdi. İlk simgesaklayanlar başlıca iki çeşitti; biri suyun ikiyebölen kenarından, diğeri ise doğu girintilerinden birinin yukarı ucundan çıkmıştır. Kullanımları yaygınlaştıkça, az yukarıda sahteleri üretilmeye başladı, ağaç malzemeden; bu ucuz akıllar katmanlar boyu kullanıldı. Öyle ki, derinlerin çoğu 'simgesaklayan'dan sadece buna varır. (Derinde, tamahın pahadan, arzudan ve stratejik olmayan iradi edimden bağımsız tutulmadığı hayli kalın katmanlar olduğunu biliyoruz. Neyse, buna sonra gideceğim.)
     Eskisu'yun toprağa hayırlı mı hayırsız mı olduğu tartışması burada bile  sürüyor; çünkü akıl yapma gibi çoğu tutturumun ilki hep Eskisu'yun suladığı alanlardandır. Eskisu'yun eskiliği doludur; O, kadim, kadir, yetkili, sorumlu ve sorunludur. Kronos'la bağı olduğu bile iddia edilmişti. Neyse, kapayayım açmadığın parantezi, evet, simgesaklayanın kullanımı çok kalındır, öyle ki, yerini simgeişleyenin aldığı katmanlarda artık en mümbit alan, Eskisu çevresinden Yenibüyük ile Yeniküçüğün arasına kaymıştı. Simgeişleyen, mutlak doğru - yanlış ayrımına dayalı bir akıldı; hesapta ya da vargıda hesabı verilemeyecek bir iddiadan kaçınmak için, doğru ile yanlışı sadece sırasıyla var ile yok anlamıyla sayıyordu. Ağacın yerinde de e vardı. Evet, O.
     Numunelerin anlaşma kapasitesini karmaşık işaretleşmede sınamak yanıltıcı olabilir. Hele eforlu işaretleşme testlerine, taban etkisinden ötürü hiç güvenilmez.
     Toprak numunelerinin kuvvetle taşa ve ağaca, sonra e ile yukarıya kazıdıkları işaretler, anlaşma kapasitelerinin hayli yüksek olduğuna işaret ediyor.

12.08.2014

The Earthian Brain--A History (V)

"Eh, buna zulüm denir," dedi Mintiks, epeyce nem kat ettikten sonra.
     Cerensu Mintiks'e tecavüz ederken bir yandan da laflıyorlardı. Zulmün tanımını tartışmaya nasıl başladıklarını unutmuştu Mintiks. Tecavüze engel olmak için aklınca kızı, yok, kadın demişti Cerensu, kız başka kadın başka, kadını oyalamak istemişti, "tecavüz zulme içkin midir?", sonra söz harlanmıştı.
    Daha soruyu sorarken kendisine geri zekâlı demişti gerçi. Bu zeki ve gamsız kadının dikkatini dağıtmaya bilgelik çalışmalarının en temel sorunsallarından birinin salındığı bir soru dahi yetmeyebilirdi; böyle yalandan bir bahisle mi kurtulacaktı tecavüzden? Fidan kandırır gibi, "aa bak kuş batıyor!": "Her tecavüz zulüm sayılır mı?" Geri zekâlı. Bağlamı tasnife gelmez bile, temel Sapiensçe mi uygulamalı mantığa giriş mi?
     Cerensu "zalim ile mütecavizin ayrımı daha önce gelir," demiş, sonra "başlarım ben eden ile edimi ayırmayan etiğe!" diye coşmuş, "siz yukarda bağlamsız mı çalışıyorsunuz?" diye bağırırken Mintiks'in çükünü kapıvermişti içine.
     Bang A Boomerang'i de kökleyince pikapta, Mintiks tahrik oldu. Derin popun ucuzluğu onda tarifi güç bir heyecan uyandıragelmiş, yol gittikçe, bu külliyatı hobi malzemesi yapmıştı. Kazılarda işine yaradığı da oluyordu üstelik. İşte böyle, Mintiks işareti anladı, derin bir sapkınlık hissiyle kabardı, verdi coşkuya kendini. Boomer-boomer-ang.
   


Kazının tehlikeli olacağını söylemişlerdi ama bizim Mintiks, ismiyle müsemma, horibintliğini göstermişti gene.
     Çok derinde kalmış bir lisanda som horibint demekmiş. Mintiks.


Üretgeçleri arasında som horibint yoktu. Gamsızlıklarıyla övünürlerdi yalnız. Özgamsızlıklarını, kafaları güzelken bulundukları üretim başvurusunda ölçtürmüşler. O katmandaki Kurum toplu üretgeçlik başvurularında sadece ortak rızaya bakıyormuş da, bunlar meraktan ölçtürmüş. Ölçüm kaba olsa da, ölçülen çok az ya da çok çoksa fark etmez. Bunlarınki ilk permile düşüyormuş. Dokuz yüz doksan dokuzuncu permil için katman boyu çeviriye gerek yoktur. Her düzeyden  âşık böyle düşünmüş, kimileri deneyip görmüştür. Eh, kronos bilgisi aşkının saygınlığı da katman ötesidir.


Merakı metreler boyu mahcubiyet tutulmasına uğrayıp kaldığından, tuhaf adının anlamını daha yeni öğrenmişti. Kendini tanıtırken ağzında geveleyince tekrarlamak zorunda kalıyor, böylece kelimeyi en çok zikreden topraklı da kendisi oluyordu. Mintiks mintiksi     çiğnemiş, yutmuş, kusmuştu. Kekelemiş, tükürmüş, ünlemişti. Fırlatmış, fışkırtmıştı. Duvara çarparak olsun serbest akışa bırakarak olsun, kırmışlığı da vardı.
     Sohbetin en harlı noktasında Cerensu kimliğini merak edince, kendisini gürleyiverdi gevelemeden. Abov, içinde bir sevinç baş verdi.
     Ne var ki,  Cerensu sorunca "kısmi doğruluk tahayyülünden ne fayda gördük ki?" diye, sevinci burnunda kaldı, genzine kaçtı. Gürlediğinin anlamını sormayan bir kadın, sonra kendi tereddütsüz gürleyişi falan, bunlar hep bir sevinç açtırır kişinin içinde. Ama işte kadın karmaşık mantıktan söz eder etmez aydı: Gürültüsünün anlamı burada elbet belli olacaktı; "mintiks" bu katmanın gündelik eforlu anlaşmasında şakır şakır kullanımdaydı. Üstelik, mahcubiyete neden olacak bir iddia taşıdığı yoktu; üretgeçlerinin kof kibrini açık etmiyordu. Hapşırdı. Eh, o da bir şey.