29.07.2013

Psikoloji, Klinik Psikoloji, TPD'ler, TODAP


Yeni düzenleme psikoloji hizmetini klinik psikoloji ile sınırlandırıyor, psikolojiyle ilgili başka bir tanım içermiyor. Bundan ötürü, birçok yeni üniversitede özensizce sunulan pahalı programlarla klinik psikoloji yüksek lisansı verilir oldu, hatta bazı üniversitelerde bu eğitime öncelikle gelir kaynağı gözüyle bakılır oldu. Lisans eğitiminin değeri teslim edilmiyor.

Buraya kadar doğru anladığım kanısındayım.

Aşağıya, ruh sağlığıyla, psikolojiyle psikolojik danışmanlık ve rehberlikle ilgili herkesin bu hak arama girişimi bağlamında tekrar düşünmesi gereken soruları yazdım. Kendi görüşlerimi de ekledim.  Cevaplarda uyuşma oranı ne olur, bilmiyorum. Yalnız, haksızlığa uğrayanın, yanlışı düzeltmeye kalkışanın isyanı ile meslek şovenizmi arasındaki çizgi ince, onu iyi biliyorum: Yıllar önce Türkiye Psikiyatri Derneği ile Türk Psikologlar Derneği’nin en etkin görevleri aldıkları Ruh Sağlığı Platformu işe bir Ruh Sağlığı Yasası lazım diye başlamış, ama kısa süre sonra birbirlerinin yanlışlarını düzeltmeye kalktıklarından dayanışma bitmiş, iki dernek düpedüz birbirine düşmüştü. (Aşağıda ayrıntı var, ama link arayamadım şimdi.)

Sorularım, görüşlerim aşağıda, birlikte.

1. Klinik psikolojiye özel önem atfedilmesinde (yeni düzenlemenin biçimlenmesinde) rol oynayan etmenler nelerdir?

2. Psikoloji lisansı olanlar arasında bu konuda görüş birliği var mıdır?

3. Bu dalı değerli kılan sadece yeni düzenleme olmasa gerek; çünkü klinik psikoloji, bildim bileli en saygın yüksek lisans programıdır. (Bunun biçimlenmesinde “klinik vaka” ile ilgilenmeye atfedilen değerin etkisi olsa gerek, ama önemli olan orası değil, geçiyorum.)       

4. Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği’nin (TODAP) hedefleri görüşleri Türk Psikologlar Derneği’ninkilerden farklı mıdır? TODAP’ın görüşleri hedefleri Türk Psikologlar Derneği’nce aynen benimsenmiyorsa bunlar hangileridir?

5. Psikoloji eğitimine ve lisans eğitimi olanların hak ve görevlerine odaklanan bir STK’nın buna toplumsal dayanışma vurgusunu neden eklediğini anlamıyorum. Doğrudan kurulacak bir ilgi var da ben anlamadıysam, biri anlatırsa tekrar düşünürüm. Hak aramak dayanışmanın ta kendisi değil mi? Toplumun başka kesimleriyle dolaylı ilgisi olabilir elbet, ama herhangi bir STK’ya kıyasla daha yakından değil.     

5. Fizyoterapiyi diyet uzmanlığını icra etme hakkının lisanta kazanılması, öncelikle bu mesleklerin niteliğine dolayısıyla eğitimlerinin mecburen sahip olduğu özelliklere bağlı. Başka bir deyişle, bu konularda lisans eğitimi veren fakülteler psikoloji bölümlerine göre meslek okullarına daha yakın sayılır. Klinik psikolojinin yaygın kabul gören tanımını düşündüğümde, bunun iş edinmeye yönelik yüksek lisansı elbet gerektirdiği düşüncesindeyim. Bu nedenle, klinikçilik hakkı bakımından yapılan kıyaslamaya ne fizyoterapi uygundur ne de diyet uzmanlığı. Yeni düzenleme psikoloji lisansını tanımıyor psikolojiden klinik psikolojiyi anlıyor diye psikoloji lisansını klinik psikoloji eğitimi saymak ya da psikoloji bölümlerini meslek okullarına dönüştürmek neden gereksin?

(Psikoloji lisansının ruh sağlığı hizmetindeki önemini 2006’da TPD ile TPD ortak çalışmasını yürütürken, o zamanki Başkanlar Şahika Yüksel ve Gonca Soygüt ile biz Dernek MYK üyeleri, birlikte hazırladığımız bir metinde belirtmiştik; o görüşüm değişmedi. Kısa bir süre sonra Türkiye Psikiyatri Derneği’nin yeni Görev Grubu bu konuda bizimkinden farklı bir tutumu benimsedi; bunu eleştiren bir yazıyı kendi derneğimin üyelerine ve Görev Grubu’ndaki arkadaşlarıma yazıyla bildirdim. Şimdiki girişimde etkinlik gösterenlerin bir soluk alıp o metinleri okumalarını öneririm. Önemli değerli görüşler olduğuna inandığımdan değil, tutarlılık için, konunun yeni olmadığını bildirmek vurgulamak için.)

 

10.07.2013

İşdüşkünü 01 –Günahyığan: Kurt Wallander



Sorumluluğu talep etmiş olmak başarısızlığa özür olmaz, biliyordur. Kurtarma arzusunun sabit kalamadığını, usançtan hışımdan kaçamayacağını da görmüştür; ellisini geçmiş.

Ne var ki, kısır döngü güçlü artık: Boşa çıkan her çabanın telafisi, yeni bir savaş, yeni harcanma.

BBC Henning Mankell'in romanlarından trajik bir karakter çıkarmış, Wallander.

Ben olmasam Ystad halkı ne yapar? sorusunu sorsa kendine—imasız—? İki iyilikten bir son olur: Perişan olurlar, der, çalışır, tükenir, tıkanır, ölür. Ya da, ben olmasam da olur, der, dedektifliği bırakır, biraz soluk alır, tıkanır, ölür.

Bir gün cesedin başında dikilip kaldı, gözleri takılmış, dolmuş, arkadaşı "hayırdır?" diye bakıyor ya da soruyor, bu da diyor ki "hiç anlayamadım neden, şu battaniyedeki desen beni hep acayip hüzünlendiriyor."

Evet, ölür.

Kızı Linda Hanım'ı, mizacı kedere yatkın olmasa masaldan çıkma sanırsınız. Al, görünüşü şu:

Tatlı, çok tatlı. Babasına bakarken daha da güzel gülümsüyor. Ama çoğu zaman acı acı.